Derslerde öğrendiğin kuralların hepsi burada. Takıldığında dönüp bakabilirsin.
| Konu | Kural | Örnek |
|---|---|---|
| was / were going to | geçmişteki plan (-ecektim), çoğu zaman olmadı | I was going to call you, but I forgot. |
| would | will'in geçmişi (-eceğini) | I knew you would help me. |
| Aktarma | will → would | He said he would come. (he will come ✗) |
| was about to | tam …-mak üzereydi | I was about to leave when the phone rang. |
| was on the point of | about to'nun resmi hali + -ing | She was on the point of leaving. |
| was supposed to | -mesi gerekiyordu (ama olmadı) | The train was supposed to arrive at six. |
| Dikkat | to'dan sonra yalın fiil | was going to visit (visiting ✗) |
Türkçede geçmişteki bir planı -ecekti / -acaktı ile anlatırız: Seni arayacaktım ama unuttum. İngilizcede bunun karşılığı was / were going to + yalın fiil: I was going to call you, but I forgot.
Bu yapı genelde planın gerçekleşmediğini ima eder; arkasından çoğu zaman but gelir: We were going to buy a house, but prices went up.
Geçmişte yapılan bir tahmin için de kullanılır: I knew it was going to rain. (Yağmur yağacağını biliyordum.)
Hatalar: am going to'yu geçmiş için kullanmak (“I am going to tell you yesterday” ✗) ve to'dan sonra -ing getirmek (“was going to visiting” ✗).
I was going to call you, but I forgot.
Seni arayacaktım ama unuttum.
We were going to fly, but the airport was closed.
Uçakla gidecektik ama havalimanı kapalıydı.
I knew it was going to rain.
Yağmur yağacağını biliyordum.
-ecektim = was going to. Bu kalıp bahane söylemenin en doğal yoludur: “I was going to do it, but…”
would, will'in geçmiş halidir. Geçmişteki bir andan ileriye bakarken kullanılır: I knew you would help me. (Bana yardım edeceğini biliyordum.) Türkçede bu anlamı çoğu zaman -eceğini / -acağını ile veririz.
En sık kullanım: aktarılan sözler ve düşünceler. “I'll call you.” → She said she would call me. I thought / hoped / was sure / promised + would.
Hikâye anlatırken de kullanılır: Twenty years later, they would meet again. (Yirmi yıl sonra yeniden karşılaşacaklardı.) Olumsuzu wouldn't: He promised he wouldn't be late.
Türklerin hatası: ana fiil geçmişteyken will kullanmak. “He said he will come, but he didn't” ✗ → He said he would come ✓.
I knew you would help me.
Bana yardım edeceğini biliyordum.
She said she'd call me the next day.
Ertesi gün beni arayacağını söyledi.
Nobody knew the war would last so long.
Kimse savaşın bu kadar uzun süreceğini bilmiyordu.
said, knew, thought, hoped, promised gibi geçmiş fiillerden sonra will → would olur.
be about to + yalın fiil, bir şeyin hemen olmak üzere olduğunu anlatır: The film is about to start. (Film başlamak üzere.)
Geçmişte: was / were about to. Türkçedeki “tam …-mak üzereydim ki” kalıbının birebir karşılığıdır: I was about to leave when the phone rang. (Tam çıkmak üzereydim ki telefon çaldı.) Türkçedeki “ki” yerine İngilizcede when gelir.
Vurgu için just eklenir: We were just about to eat. Daha resmi bir seçenek: was on the point of + -ing: She was on the point of leaving.
Hata: about to'dan sonra -ing getirmek. “I was about to calling you” ✗ → I was about to call you ✓. (Ama on the point of + -ing!)
I was about to leave when the phone rang.
Tam çıkmak üzereydim ki telefon çaldı.
Hurry up! The train is about to leave.
Acele et! Tren kalkmak üzere.
We were just about to eat when he arrived.
Tam yemek yemek üzereydik ki o geldi.
about to + yalın fiil, on the point of + -ing. Edat değişince fiil de değişir.
be supposed to + yalın fiil, plana, kurala ya da beklentiye göre olması gerekeni anlatır: You're supposed to wear a helmet. (Kask takman gerekiyor / kural bu.)
Geçmişte was / were supposed to neredeyse her zaman “gerekiyordu ama olmadı” demektir: The train was supposed to arrive at six, but it was late. (Tren altıda gelecekti ama gecikti.)
Sitem etmek için çok kullanılır: You were supposed to call me! (Beni araman gerekiyordu!) Olumsuz: You weren't supposed to tell her! (Ona söylemeyecektin!)
Hatalar: konuşmada “d” duyulmadığı için suppose to yazmak ✗ (doğrusu supposed to) ve to'dan sonra -ing getirmek: “was supposed to finishing” ✗.
The train was supposed to arrive at six.
Trenin altıda gelmesi gerekiyordu.
You were supposed to call me!
Beni araman gerekiyordu!
It wasn't supposed to rain today.
Bugün yağmur yağmayacaktı.
Türkçedeki “-ecekti” bazen was going to (kendi planın), bazen was supposed to (program, kural, beklenti) olur.
Bu derste geçmişteki gelecek yapılarını karışık olarak tekrar edeceksin.
was going to: geçmişteki (çoğu zaman gerçekleşmeyen) plan. would: geçmişten ileriye bakış, aktarılan sözler (said, knew, thought + would).
was about to: tam …-mak üzereydi (when ile). was supposed to: plan, program ya da beklentiye göre olması gerekiyordu ama olmadı.
I was going to cook, but I was too tired.
Yemek yapacaktım ama çok yorgundum.
He said he would be here at five.
Saat beşte burada olacağını söyledi.
The plane was about to take off.
Uçak kalkmak üzereydi.